İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinde Yeni Dönem

Giriş

İş sağlığı ve güvenliği (İSG) hukuku, yalnızca iş kazası meydana geldikten sonra sorumluluk belirleyen bir alan değil; esas olarak kazayı ve meslek hastalığını ortaya çıkmadan önlemeyi amaçlayan “önleyici hukuk” sistemidir. Türkiye’de bu anlayış özellikle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile güçlenmiş, ardından yayımlanan yönetmeliklerle uygulama detaylandırılmıştır.

2 Nisan 2026 tarihli ve 33212 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan yeni Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, bu dönüşümün en önemli halkalarından biridir. Yönetmelik yalnızca eğitim sürelerini veya kayıt sistemini değiştirmemiş; işveren sorumluluğu, eğitimin ispatı ve iş kazalarında kusur değerlendirmesi bakımından da yeni bir dönemin kapısını açmıştır.

Bu makalede konu; geçmiş uygulamalar, mevcut değişiklikler, gelecekte doğabilecek hukuki sonuçlar çerçevesinde karşılaştırmalı olarak incelenecektir.

1.Geçmiş Dönem: “Belge Odaklı” İSG Eğitim Sistemi

1.1. Eski sistemin temel yaklaşımı

Önceki yönetmelik döneminde İSG eğitimleri çoğu işyerinde belirli saatlerde toplu eğitim, standart sunumlar, imza föyleri, sertifika düzenlenmesi şeklinde uygulanıyordu. Hukuken eğitim yükümlülüğü vardı; ancak uygulamada sistem çoğunlukla “eğitim verildiğinin gösterilmesine” odaklanıyordu. Bu nedenle birçok işyerinde çalışanların eğitimi gerçekten anlayıp anlamadığı, eğitimin işe özgü olup olmadığı, uygulamalı eğitim yapılıp yapılmadığı ikincil planda kalıyordu.

1.2. İş kazalarında eski yaklaşım

Geçmiş dönemde işverenler çoğu zaman imzalı katılım formu, eğitim sertifikası, yıllık eğitim planı sunarak yükümlülüğünü yerine getirdiğini savunabiliyordu. Mahkemeler ve bilirkişiler de çoğu dosyada “eğitim verilmiş mi verilmemiş mi?” sorusuna odaklanıyordu. Ancak bu yaklaşım zamanla yetersiz hale geldi. Çünkü iş kazalarının önemli kısmında çalışan eğitim almış görünmesine rağmen, riskleri fiilen bilmediği, uygulamayı öğrenmediği, ekipmanı doğru kullanamadığı ortaya çıkıyordu.

1.3. KOBİ gerçeği ve şekilcilik sorunu

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde hazır eğitim dosyaları, standart imza paketleri, kopya içerikler yaygın hale geldi. Bu durum İSG sisteminde ciddi bir “şekilcilik” eleştirisine yol açtı. Pratikte “eğitim varmış gibi görünen ama koruyucu etkisi zayıf bir sistem “oluştu.

2.Yeni Yönetmelik: İSG Eğitimlerinde Paradigma Değişimi

2.1. Eğitim artık yalnızca belge değil, “kanıtlanabilir süreç”

Yeni yönetmelikle birlikte eğitim anlayışı köklü biçimde değişmiştir. Artık yalnızca sertifika, imza listesi, katılım formu yeterli görülmeyecektir. Yeni yaklaşım eğitimin içeriği, yöntemi, zamanlaması, uygulamalı niteliği, risk odaklı olması unsurlarını birlikte değerlendirmektedir. Bu değişim, işverenlerin hukuki sorumluluğunu önemli ölçüde artırmıştır.

2.2. “İşe başlama eğitimi” dönemi

Yeni yönetmeliğin en dikkat çekici yeniliklerinden biri işe başlama eğitiminin ayrı bir hukuki kategoriye dönüştürülmesidir. Artık çalışan işe başlamadan önce, yaptığı işe özgü, uygulamalı şekilde eğitilmek zorundadır. Bu yaklaşım özellikle inşaat, maden, üretim, lojistik, enerji gibi yüksek riskli sektörlerde iş kazalarının azaltılması açısından kritik önemdedir.

2.3. Eğitim kayıtlarının dijitalleşmesi

Geçmiş dönemde kâğıt dosyalar, eksik imzalar, kaybolan evraklar önemli sorun oluşturuyordu. Yeni sistem elektronik kayıt, dijital arşiv, elektronik imza, erişilebilir dokümantasyon yaklaşımını benimsemektedir. Bu değişiklik yalnızca denetim kolaylığı değil; aynı zamanda mahkemelerde delil güvenliği açısından da önem taşımaktadır.

3.Eski Eğitimler Ne Olacak?

3.1. Geçmiş eğitimler tamamen geçersiz sayılmaz

Yeni yönetmelik eski eğitimleri otomatik olarak yok saymamaktadır. Eski mevzuata uygun şekilde verilmiş, belgelenmiş, süreleri dolmamış eğitimler hukuken tamamen geçersiz kabul edilmez. Bu durum hukuki güvenlik ilkesi, geriye yürümezlik ilkesi ile uyumludur.

3.2. Ancak eski kayıtlar artık yetersiz görülebilir

Asıl sorun burada ortaya çıkmaktadır. Yeni yönetmelik sonrası yalnızca imza föyü, içeriksiz sertifika, genel katılım listesi çoğu durumda yeterli kabul edilmeyebilir. Özellikle iş kazası halinde artık şu sorular sorulacaktır.

  • Eğitim gerçekten verildi mi?
  • İşe özgü müydü?
  • Uygulama yapıldı mı?
  • Riskler anlatıldı mı?
  • Çalışan eğitimi anladı mı?

Bu nedenle eski kayıtların önemli kısmı “şeklen mevcut ama maddi olarak yetersiz” olarak değerlendirilebilir.

4.Gelecek Dönem: İşverenler İçin Yeni Hukuki Riskler

4.1. İş kazası davalarında daha ağır sorumluluk

Yeni dönemde işverenler açısından en büyük değişim eğitimin yalnızca verilmiş olmasının değil, etkin ve ispatlanabilir olmasının aranacak olmasıdır. Bu nedenle eksik kayıt, genel eğitim, uygulama eksikliği, işe özgü olmayan içerik işveren aleyhine daha güçlü kusur deliline dönüşebilir.

4.2. Bilirkişi incelemeleri daha teknik hale gelecek

Gelecekte iş kazası dosyalarında bilirkişiler yalnızca “sertifika var mı?” sorusunu değil; eğitim içeriği, eğitici yeterliliği, uygulamalı eğitim kayıtları, risk analizi uyumu gibi teknik detayları da inceleyecektir. Bu durum özellikle ağır yaralanma, ölüm, SGK rücu davaları bakımından çok önemli sonuçlar doğuracaktır.

4.3. KOBİ’ler açısından yeni bir uyum baskısı oluşacak

Büyük şirketler İSG departmanları, dijital sistemler, profesyonel danışmanlık ile yeni sisteme daha kolay uyum sağlayabilir. Ancak küçük işletmeler için maliyet, bürokrasi, zaman kaybı, dışarıdan hizmet bağımlılığı artabilecektir. Bu nedenle gelecekte en büyük tartışma “iş güvenliği ile uygulanabilirlik arasındaki denge” olacaktır.

5.İşverenler Ne Yapmalı?

Yeni dönemde en güvenli yaklaşım mevcut sistemi tamamen sıfırlamak değil, mevcut kayıtları revize ederek güçlendirmektir. Özellikle şu adımlar önem kazanacaktır:

Eğitim arşivleri denetlenmeli; Eksik belgeler tespit edilmeli, eski kayıtlar gözden geçirilmeli, imza ve içerik eksikleri tamamlanmalıdır.

Görev bazlı eğitim sistemi kurulmalı; Genel eğitim yaklaşımı yerine işe özel, makine özelinde, risk odaklı eğitim modeli benimsenmelidir.

Uygulamalı eğitim kayıtları oluşturulmalı; Mümkünse fotoğraflı, video destekli, uygulama tutanağı sisteme eklenmelidir.

Dijital arşive geçilmeli; Elektronik kayıt sistemi denetim, dava, SGK incelemesi açısından ciddi avantaj sağlar.

Sonuç

2026 tarihli yeni İSG eğitim yönetmeliği, Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği hukukunda önemli bir kırılma noktasıdır. Geçmiş dönemde ağırlıklı olarak “eğitim verildiğinin belgelenmesi” esas alınırken; yeni dönemde “eğitimin gerçekten etkili, işe özgü ve ispatlanabilir olması” ön plana çıkmaktadır. Bu değişim çalışan güvenliği açısından olumlu, iş kazalarının azaltılması bakımından gerekli, önleyici hukuk anlayışıyla uyumlu bir gelişmedir. Ancak aynı zamanda işveren maliyetlerini artıran, küçük işletmeleri zorlayan, bürokratik yük oluşturan bir yön de taşımaktadır.

Önümüzdeki yıllarda iş kazası davalarında artık yalnızca imzalı sertifikalar değil, eğitimin niteliği, uygulanabilirliği, kayıt sistemi de yargılamanın merkezinde olacaktır. Dolayısıyla yeni dönemin temel mesajı şudur İSG eğitiminde artık “kâğıt üzerindeki eğitim” değil, “gerçek ve kanıtlanabilir eğitim” esas alınacaktır.

Mürşidin DEMİRCAN

Eğitmen/Maliye Bilim Uzm.

(SMMM-Bağımsız Denetçi)

-/-

Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:

İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinde Yeni Dönem” başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Mürşidin Demircan’a aittir ve makale, yazarı tarafından (http://www.mursidindemircan.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.